Uçağın penceresinden ışık patlaması gördüler! Hac dönüşü kurtuluş: 364 Türk ilki yaşadı

Şubat 20, 2026 - 07:00
 0
Uçağın penceresinden ışık patlaması gördüler! Hac dönüşü kurtuluş: 364 Türk ilki yaşadı

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 1900'lerin ilk çeyreğinden sonra pek çok havayolu kullanıcısı ONA’yı ilk kez Calasia Air Transport olarak duymuştu. Amerikan havayolu şirketininismi 1947'den sonra 2’nci kez değişerek Air Travel yerine, Overseas National Airways kısaca ONA olmuştu. Aslında bu değişiklikler belki doğru idare edilemeyen bazı süreçlerin sonucuydu. Öyle ki evin yeni sahibi anahtarı her zaman yenilerdi. ONA, 1963 ila 1965 yılları arasında birbirinden ayrılan, fiilen 2 ayrı havayolu şirketi olarak faaliyetini sürdürmüştü. Ancak ne yapılırsa yapılsın, havayolu şirketini kurtarmak için pek de yeterli olduğu söylenemezdi. ONA bu dönemde iflas etmiş ve neredeyse işlevsiz hale gelmişti. Tabii uçaklar hâlâ ONA’nın zimmetinde, şirket hâlâ ruhsatlı ve döneminin en büyük charter'ıydı. Yani fazla talebi ONA karşılıyor, ekonomik ve konforlu uçuşlar için ilk o tercih ediliyordu. Hal böyle olunca batmak üzere olan bir şirketten kimse vazgeçmek istemezdi. Bu nedenle havayolu şirketi yeni sahibinin imzalarıyla bir ‘diriliş’ sürecine girmişti. 1970'lerin ortalarına kadar ONA, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük charter havayolu şirketlerinden biri olmaya devam etti. Ancak ONA için tek sorun yönetim ya da uçuş politikası değildi. 10 yeni uçağın 4’ü kazaya kurban gitmiş, güvenlik konusunda şirket güven kaybetmişti. Yani artık ekonomik olması güvensiz olmasının önüne geçemezdi. Öyle ki 3 Ocak 1976’da İstanbul’da yaşanan ve hacıları taşıyan uçağın paramparça olduğu kaza, ONA için tahmin edilen sonu getirmek üzereydi. Tarihe geçecek kazada en kritik nokta, tamamen parçalanmış bir uçakta kimsenin hayatını kaybetmemiş olması ve 364 Türk hacının evine dönebilmiş olmasıydı!


HACILAR EVE DÖNÜYOR! ‘NASIL KURTULDUK BİLMİYORUM’

1976’da hac vazifelerini yapan yüzlerce hacı, ülkesine dönmek üzere Suudi Arabistan’dan ayrılıyordu. Uçakların yoğun trafiği, Türkiye’den de geçiyordu. Esenboğa Havalimanı’na inmesi planlanan DC-10, yoğun sis dolayısıyla Yeşilköy’deki Atatürk Havalimanı’na gitme kararı almıştı. Kaptan Pilot Love’nin bu kararından kısa süre sonra, uçak Topkapı semalarındayken sol kanat motorundan büyük bir gürültü duyulmuştu. Yolcular uçağın pencerelerinden gördükleri ışık patlaması sonucu paniğe kapılmış, neler olduğunu sormaya başlamıştı. 364 yolcu o anı hayatlarının son anlarıymış gibi yaşıyor ve bildikleri tüm duaları okuyordu. Uçağın sol kanadındaki patlama beraberinde bir yangını da getirmişti. Uçak sarsılıyor, dengesi bozuluyordu. Yeşilköy’e normal bir iniş yapılması beklenen uçak, bu kez kuleye acil iniş için bildirim yapmıştı. Ancak bu durumdaki bir uçağı indirmek hayli zordu. İniş başarılsa bile uçak ağır hasar alacak, ölen ve yaralananlar olacaktı. En azından böyle olması pek çok kişi tarafından kaçınılmaz son diye değerlendiriliyordu. Hacılar ise kendilerine göre hacca gitme fırsatından sonra en şanslı günlerini yaşamak üzereydi.


Yeşilköy’de piste çıkmak ve gövde hasarı alan uçağı karşılamak için itfaiye araçları hemen hazırlanmıştı. Havalimanındaki itfaiye personelinin yanında Bakırköy İtfaiyesi’nden de yardım istenmişti. O esnada 06/24 nolu piste yanan DC-10’un yaklaştığı görülmüştü. Tek motor, hasarlı gövde ve neredeyse tamamen yanan sol kanatla iniş yapacak olan Kaptan Pilot Love, pistin başındaki ışıkların hemen önünde bulunan toprak sahaya çarparak da olsa uçağı indirmeyi başarmıştı. Ancak şimdi bir sorun daha vardı. Ağır hasar alan uçak pistte sürüklenmeye başlamıştı. Üstelik kendi hasarı dışında, pist başına çarptığı için ILS, yani pist başında bulunan ve uçakların inişine yardımcı olan bir hassas yaklaşma sisteminde de hasar bırakmıştı. Uçak içindekiler için hiç durmayacakmış gibi sürükleniyordu. 400 metre süren bu sürüklenme esnasında uçağın alt gövdesi, iniş takımları tamamen parçalanmış ve yanmıştı. Sürüklenmenin sonunda uçak pist dışındaki toprak sahada geldiği yöne doğru durmuştu. Toprakta çukurlar oluşmuş ve pist her tarafına dağılmış uçak parçalarıyla dolmuştu. Her şeye rağmen uçağın solundaki yangın köpükle söndürülürken sağ kapılar açılmış ve tahliye kaydırakları (slide) kullanılarak yolcular uçaktan uzaklaştırılmıştı. Kaptan Love, imkânsıza yakın bir şey başarmış ve 364 Türk hacının hayatını kurtarmıştı. Hafif yaralanmalar dışında kimsenin canına zarar gelmemişti. Uçağın havada patlayan motoru ve acil durum inişi yolcular tarafından şöyle anlatılmıştı:

Alıntı Metni


DÜNYADA BAŞKA ÖRNEĞİ YOK: ‘YAKIT AKIYOR HER AN PATLAYABİLİR’

Kaza sonrası uzmanlar pek çok açıklama yapıyor, havayolu şirketi, DC-10’un kiralandığı şirket ve kaza inceleme uzmanları yoğun mesai harcıyordu. Kazanın ilk saatlerinde ise itfaiyenin çok daha önemli bir sorunu vardı. Kimsenin hayatını kaybetmediği kazadan sonra uçağın enkazından yakıt sızıntısı olduğu görülmüştü. Bunun tek bir anlamı vardı. Eğer önüne geçilemezse enkaz patlayabilir, peşinden daha büyük bir yangın çıkabilir, ağır pist hasarı olabilir ve havalimanında bir süre faaliyetler durdurulabilirdi. Bunun için itfaiye her türlü önlemi almış, enkaz alanını köpükle doldurmuştu. Kısa süre sonra beklenen açıklamalar yetkililer tarafından yapılmaya başlanmış, bir Türk Hava Yolları yetkilisinin sözleri havacılık tarihinde unutulmaz bir kazanın kayıtlara geçtiğini bir kez daha gözler önüne sermişti. THY yetkilileri “Havacılık tarihinde bu derece parçalanan bir uçaktan daha önce kurtulan kimse olmamıştı” diyordu. Öyle ki 29 Aralık 2024’te yaşanan Jeju Air kazasında da motor arızasıyla başlayan olaylar zinciri, başarılı bir inişle sonuçlanmış olsa da iniş takımları açılmayan uçak pistte metrelerce sürüklendikten sonra, pist sonunda bulunan duvara çarparak tamamen parçalanmıştı. Uçaktaki yolcu ve mürettebattan 179 kişi yaşamını yitirmiş, 2 kişi hayatta kalmıştı.

Jeju Air kazasında her iki motora da kuş girdiği için işlevini kaybeden motorlar, uçağın hidrolik sistemlerinin de hasar almasına neden olmuş ve iniş takımlarını da kontrol dışında bırakmıştı. Bu kaza 2 bin 800 metrelik pistin 2 bin 500 metreye kısaltılması nedeniyle yaşanmıştı. Güney Kore Kara, Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri, nispeten kısa pist uzunluğunun kazaya katkıda bulunmuş olabileceği ihtimalini reddediyor olsa da kazanın yaşandığı Muan Uluslararası Havalimanı da dahil 7 havalimanında pistlere yakın tehlikeli yapıların tespiti için harekete geçildi. Bu havaalanlarındaki yapıların düzeltileceği ve güvenlik iyileştirmelerine öncelik verileceği de ifadelerde yer alıyordu. Pist güvenlik alanları, tavsiye edilen 240 metreden daha kısa olduğu tespit edilen 7 havalimanında bu alanların genişletileceği bilgisi paylaşıldı. 1976’daki kazadan sonra ise havacılık uzmanlarına göre, uçağın ağır hasarına rağmen hidrolik kontrollerini kaybetmemiş olması ve yeterli uzunluktaki pist sayesinde korkunç bir facianın da önüne geçilmişti. Ancak kazadan sonra uçağın enkazı 500 metre çapındaki daire içine yayılmış ve pist bir süre kullanım dışı kalmıştı. Havalimanı yetkilileri pist temizlendikten sonra uçuşların yeniden 06/24 numaralı pistten yapılacağını açıklamıştı. Yolcular ve havalimanı için her şey düzelecek de olsa, ONA için artık bazı şeylerin dönüşü yoktu. Kaçınılmaz bir son ONA’yı bekliyordu.

‘ONA’ GÖKYÜZÜNE VEDA EDİYOR! KAZA ORANI YÜZDE 15

Havayolu pek çok araştırmada en güvenli ulaşım listesinde başköşede olsa da bu havayoluna göre değişiklik gösterebilirdi. Her havayolunun güvenlik puanı birbirinden farklıydı. ONA, 59 uçaklık filosuyla ekonomik bir yolculuk sunarken güvenliği göz ardı etmişti. Yönetimde defalarca tekrar eden değişiklikler de buna çare olmamış ve temelde yanlış ilerleyen politikalardan vazgeçilmemişti. Bu da yaşanan kazaları açıklar nitelikteydi. Kaptan Pilot Love’nin üstün yetenekleri ve soğukkanlılığı 364 kişinin hayatını kurtarmış olsa da, ONA için bundan önce yaşanan 7 kaza ve sonraki 1 kaza açıklanabilir değildi. Çünkü 59 uçağın 9’u kazalarda kaybedilmişti. Yani ONA yolcularının kaza yaşama ihtimalleri de bu verilerle yüzde 15 olarak hesaplanıyordu. Bu bir havayolu şirketinin kabul edebileceği bir oran olamazdı. Öyle de oldu ve ONA başarısız yönetim, yüksek kaza oranı, iptal edilen seferler ve satılan uçakların gölgesinde faaliyetlerine son verme kararı aldı. 1978’de artık ONA yoktu.

Alıntı Metni